İnsanları diğer hayvanlardan ayıran en dikkat çekici özelliklerden biri kurgu yeteneğidir. İnsanlık bu yeteneğini bin yıllardır kendini kandırmak için de kullanmıştır maalesef. Gayet de başarılı olmuştur. Tabiki hemen hemen hiç kimse bu işi bilinçli bir şekilde yapmamıştır. Ne kurguyu yaparken ne de kurgu gerçeğe dönüştükten sonra insan sürece aktif olarak dahil olmuştur.
Peki insanlar neden bir şeyler kurgularlar? Bu zorunluluk neden vardır? Madem ki bu süreç bilinçli bir şekilde yaratılmıyor o halde içgüdüsel bir eylem olmalıdır. Tıpkı acıkan insanın yemek istemesi gibi. İnsanı yaşamla ilgili bir şeyler kurgulamaya götüren problem varoluşla ilgili sorduğu soruları kolayca cevaplayamamasıdır. Yerdeki ayak izinin nedeni bellidir, bir yaratık oradan geçmiştir. Fakat ansızın ölen birini veyahut ormandan yükselen alevleri gören insan bunların neden gerçekleştiğini kolaylıkla anlayamamıştır. Doğal olarak da kurgu yeteneğini kullanmış ve çeşitli akıl yürütmelerle bu sorulara cevaplar üretmiştir. Bu cevaplar belki ilk başta birer hipotez kıvamındaysalar da her nasılsa çabucak değişmez bir hakikat olarak kabul edilmişlerdir. Çünkü çoğu insan belirsizlikten rahatsızlık duyar, bulanık olanı değil net olanı tercih eder.
İnsanlığın yarattığı en etkili kurgular dinler ve politik/ekonomik içerikli ideolojilerdir. Temelde ideolojilerin de dinlerden pek farkları yoktur. İkisi de birtakım kurgusal doktrinlere inanmayı gerektirir ve ikisi de bunların kurgusal değil hakikat olduğunu iddia eder. Bu büyük sistemlerin getirisi insanlara hayatları boyunca ne yapmaları gerektiğini söylemesidir, onlara bir amaç ve ödül vaat etmesidir. Örnek olarak, bir müslüman temel gereksinimlerinden arta kalan zamanlarda ibadetlerini yapmalıdır. Yaşamının yegane amacı olan Allah’ın rızasını kazanmasını engelleyecek eylemlerden kaçınmalıdır. Benzer şekilde bir sosyalist boş zamanlarında broşür dağıtmak, eylemler düzenlemek gibi faaliyetlerle nihai amacı olan sosyalizmin gerçekleşmesi yolunda mücadele etmelidir. Bir sanatçı yaşamını sanatını icra ederek, sürekli üreterek geçirmelidir. Çünkü varoluşunun nedeninin eserler üretmek olduğuna inanmaktadır. Bunlar gibi sayısız yaşam amacı konsepti sayılabilir. Bu uydurulmuş amaçların hepsinin zararlı olduğunu sanmıyorum. Hatta eminim ki çoğu kullanıcısının hayata daha sıkı sarılmasını sağlıyordur ve sıkıntılarını giderip yaşamlarını kolaylaştırıyordur. Buradaki asıl problem insanın yaşam amacını üretilmemiş organik bir şey sanmasıdır. Çoğu zaman bu amacı kendisinin veya başka bir insanın kurguladığını düşünmez. Adeta doğuştan o amaç için varolduğunu düşünür. Aksi bir ihtimal söz konusu bile değildir. Bunu da temellendirmek için kimi zaman tanrıyı kimi zaman da birtakım insani idealleri kullanır. Oysaki sadece naifçe kendisini kandırmaktadır. İşte ben bu farkındasızlığı insan aklına bir hakaret kabul ediyorum.
Evrenin neden varolduğunu bilmiyorum. Kimsenin de bildiğini sanmıyorum. Bunu bilmediğini kabul eden biri için evren boş, anlamsız ve saçmadır. Bu noktadaki insan yaşaması için sahici bir neden olmadığını kabul etmiştir. Fakat bu insanların da saçma bir evren fikriyle çelişiyor gibi görünen faaliyetleri olabilir. Çünkü onlar da kendilerine bir amaç biçmiştir. Onları diğerlerinden ayıran fark ise amaçlarının kendi yarattıkları bir şey olduğunun farkında olmalarıdır. Bu insana bazen büyük zorluklar bazen de kolaylıklar sağlar. Amacına sarılma konusunda insana zorluklar çıkarabilir çünkü o amaç sadece bir kurgudur, özünde saçmadır ve ulvi bir yanı yoktur, kullanıcı bu gerçeğin farkındadır. Fakat bu şahsın amacının ulaşılmaz olduğunu anladığı noktada bu ciddiyetsizlik ona kolaylık sağlar. Saçma bir şeyi başka bir saçma şeyle değiştirmek kolaydır.
‘Farkında olan insan’ diyebileceğimiz insanları bu konuda diğerlerinden ayıran özellik ‘hakikati bilmedikleri gerçeğini’ bilmeleridir. İnsanın farkındalık halinde bir yaşam sürmesinin daha onurlu olacağını düşünüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder