Anarşizm, tıpkı mutasyona uğramış güçlü bir virüs gibi her
türlü organizasyon ve kuruluşun (mesela bürokrasi, hükümetler, demokrasi,
kapitalizm, sosyalizm, şirketler, dinler, dernekler ve hatta aile yapısı)
bağışıklık sistemiyle mücadele ediyor. Kişisel özgürlüğü evrenin merkezine
koyup otorite ve hiyerarşinin her türlüsüne karşı kutsal bir savaş veren
anarşizm, kapitalizm ve onun alternatifi olan sosyalizmden dili yananlara yeni
bir ütopya sunuyor.
Kapitalizm onu tecrübe edenlerin büyük bir çoğunluğuna
mutluluk ve özgürlük veremedi. Bunun yerine aç gözlü, sömürücü ve ayrıştırıcı
sınıf sisteminin bir sonucu olarak modern köleliği ve neo sömürgeciliği
doğurdu. Kapitalizm demokrasiyi yozlaştırdı ve bunun sonucunda sözde demokratik
hükümetler ‘şirketlerin hükümetleri’ ne dönüştüler. Sözde seçilmiş yöneticiler
medyanın ve büyük şirketlerin güçlerini kullanarak insan yaşamının her alanında
kendi hegomonyalarını kurdular. İnsanların ne giyeceklerine, ne yiyeceklerine,
ne izleyeceklerine, nasıl düşüneceklerine, kime oy vereceklerine onlar karar
verdiler. Büyük küçük her şeye karışıp, kendi isteklerini zorla kabul
ettirdiler. Uzun çalışma saatlerine mahkum milyonlarca insan bankalara ve büyük
şirketlere borçlandılar. Karın tokluğuna çalışmaya mecbur bırakıldılar.
---
Edip Yüksel’in bu makalesini bir ara çevirmeye başlamıştım
fakat tamamlamayı unutmuşum. Dosyalarımın arasında buldum, yarım da olsa
paylaşayım dedim. Orijinalini okumak için tıklayın:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder